
"Küçükken korktuğunda kimi çağırıdın? Anneni mi? Hayır. Beni. Bağırmana aldırmazdık. Sonra rahat uyuyabilmak için seni uzaklaştırıdık. Bir kral kadar mutlu uyurdum, seni dinlemem için beni uyandırırdın. Zorunlu değildi aslında, gerçekten seni dinlememe ihtiyacın yoktu. Zaten dinlemezdim de. Dinginliği severdim. Düşüm buydu. Her şeyin sessizlik içinde, kımıltısız kalacağı ve her şeyin en son durduğu yerde, son tozunun altında olacağı bir dünya düşlerdim." -Samuel Beckett-
"Hayatın, önemsiz şeylerde olduğu gibi, önemli şeylerde de, sürekli bir yalan olduğunu kabul etmek zorundayız. Verdiği sözü tutmuyor hayat; tutsa bile, özlediğimiz şeyin özlenilmeye değer olmaktan ne kadar uzakta bulunduğunu göstermek için yapıyor bunu. Kimi zaman umut, kim zaman da umulan şey aldatıyor bizi. Bir eliyle verdiğini öteki eliyle alıyor. Uzaklığın büyüsü, cennetler gösteriyor bize. Ama büyülenir büyülenmez, bu cennetlerin uçup gittiğini görüyoruz. Demek ki, mutluluk ya gelecekte ya da geçmişte; şimdiki an, güneşli ovanın üzerinde dolaşam bi küçük buluta benziyor. Önü arkası pırıl pırıl bu bulutun; ovaya yalnız onun gölgesi düşüyor." -Arthur Schopenhauer-
Öyküye göre bir İngiliz centilmeni bir pantolon diktirmek için terziye gider. Ölçüyü alan terzi, adama dört gün sonra gelmesini söyler. Adam tekrar geldiğinde terzi bu kez de on gün sonra gelmesini söyler. Üç ay süren gidip gelmelerin sonunda İngiliz centilmen zıvanadan çıkar ve terziye tanrının dünyayı bile altı günde yarattığını ama onun bir pantolonu üç ayda dikemediğini söyler. Terzi, “Ama Sevgili bayım, sevgili bayım, bir şu dünyaya bakın bir de benim pantolonuma.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder